Yol

Nefessiz uyandım. Kendimi bu kadar ağır duyumsadığımı hatırlamıyorum hiç. Bedensel bir ağırlık değil bahsettiğim, aksine bedenim kontrolümde değilmişçesine hafif ve hareketli. Ağır olan algım. Zihnimi taşıyamıyorum sanki. Her zaman gördüğüm şeyleri gözlerim taşırken zorlanıyor, zihnim adlandırırken. Söylenmiş, söylenmemiş kelimelerimin hepsi boğazıma dizilmiş, mahşer yeri olan ağzımdan çıkmak için ötekini boğmaya çalışıyor. Kurulmuş cümleler hiç kurulmamış olanları daha çok hırpalıyor. Nihayetinde hiçbiri çıkamıyor, beni boğuyor.

Göğsümde boşalsa uçacağıma emin olduğum dünyanın tüm havası sanki. Bu ana kadar hep nefes almışım da hiç vermemişim gibi… Kelimelerden kapanmış dokuz boğumdan çıkmak için yol bulamıyor. Farkında dahi olmadan kalkıyorum yerimden. Bu evi bir yerlerden hatırlıyorum. Anılarımdan çekip çıkaracağım sanki ama zihnimin karmaşasında anılarımı bulamıyorum. Zorlamaktan vazgeçtim. Hayatımda ilk kez anlamlandırmaya uğraşmadan, izlemeye karar veriyorum gözümün gördüklerini.

Yürüyorum. Çıktığım odaya dönüp bakmak gelmiyor aklıma. Sağda, küçük bir odaya açılan bir kapıdan giriyorum. Küçük bir kız çocuğu. Kıvırcık sarımsı saçları olan, zayıf, minicik suratına büyük kulaklarıyla bir kız çocuğu. Camdan dışarıyı izliyor. Dışarıda çocuk sesleri şen şakrak… Annesi içeride çok mühim bir ev işiyle ilgileniyordur, muhakkak. Düşünme diyorum kendime, önüne bak. Çocuk kafasını kaldırıyor ve gözlerime bakıyor. Öyle bir bakış ki bu, içimde bir ateş alevleniyor sanki. Bağırmak istiyorum, konuşamıyorum. Gözlerimden yaşlar boşanıyor, içimdeki yangını söndürür sanıyorum, aksine parlatıyor. Ne var bu bakışlarda Allah’ım? Ruhum sancıyor.

Arkamı dönüp koşarak evin içinde annesini arıyorum. Bulunca kolundan tutup gözlerinin içine bakacağım ve içimdeki tüm alevi yüzüne püskürteceğim. Mutfakta buluyorum kadını. Ne kadar genç… Onun yaşında ben neler yapıyordum, nerede eğlendiriyordum gönlümü diye geçiyor aklımdan. Bir acıma duygusu kaplıyor şimdi yüreğimi. Bu ateşin muhatabı o değil belki de, diye kendi içimde kavrulmaya devam ediyorum. Yine de geçiyorum karşısına. “Bu çocuk çok yalnız, git kurtar, bir kere sarıl, seni çok seviyorum de, yavaş yavaş ölüyor görmüyor musun?” demek istiyorum. Çıkmıyor Allah’ın cezası ses, nefes. Kadın da görmüyor beni zaten, o kadar meşgul ki hiçbir şey yapmakla. Daha fazla dayanamıyorum, kaçarak çıkıyorum evden.

Koşuyorum. O gözleri aklımdan silmek için koşuyorum. Şehrin en büyük, en bilinen caddesinde aşağıya doğru koşuyorum. Şehri de, bu caddeyi de çok iyi tanıyorum. Anı değil bu. Zorlanmadan geçiyorum tüm dükkanları, evleri. Nereye koştuğumu biliyor gibiyim. Ara sokaklardan birine sağa doğru dönüyorum, sonra sola. Bir anda duruyorum sebebini bilmeden. Yeşil bir kapının önünde, hızla giden bir araba önümde aniden fren yapmış gibi, korkuyla duruyorum ve kendimi içeri atıyorum. İki katlı bir bina iki ayrı girişi olan. Soldan içeriye doğru açılan bir bahçe kapısı demir ve yeşil o da. Giriyorum kapıdan, on metre kadar yürüyüp kocaman bir bahçeye atıyorum adımımı. Tam karşıda, az uzakta bir müştemilat balkonunda oynayan çocuklara takılıyor gözüm. Sağ yanımda genişleyen bahçeye hızla göz atıp çocuklara yaklaşıyorum. 8 yaşında var yok bir kız çocuğu. Onu bir yerden tanıdığımı zannediyorum. Oturmuş balkonun duvarına, ayağındaki terliği fırlatıp duruyor. Daha küçük olan çocuklar da her seferinde getirip giydiriyor terliği ayağına. Kız atıyor, çocuklar giydiriyor. “Neden itiraz etmiyor ufak olanlar?” diye düşünüyorum. Büyük olan küçükleri tehdit ediyor: Vermezseniz küserim! Minikler korkularından, her seferinde, istemeden de olsa, giydiriyor terliği. Büyük kız kendini biraz daha değerli hissetsin diye, küçükler değersizleşiyor. Bahçeye bakıyorum tekrar sağ omzumun üzerinden çevirip başımı. Kadınlar oturmuş kışa hazırlık yapıyor. “Bu çocukları daha büyük kışlar bekliyor, görmüyor musunuz?” demek istiyorum ama fayda etmeyeceğini biliyorum. Kahredip dönüyorum arkamı, geldiğim yoldan uzaklaşıyorum. Şimdi daha sakinim. İçimdeki ateş büyüyor ama acısına alışmaya başlıyorum sanırım.

Yürüyorum. Caddeler boyu yürüyorum. Bir büfenin önünde duruyorum bu kez. Çevre yine tanıdık, bildik. Tek tük yüzler bile var tanıyorum diyebileceğim. Yorgun hissediyorum, ağırlık arttıkça artıyor sanki. Duvara yaslanmış, insanları izlerken gözüme bir şey çarpıyor. 13 yaşında bir kız çocuğu balkondan alt komşusunun balkonuna bir şeyler atıyor yanında kendinden küçük bir oğlan çocuğuyla birlikte. Atıp saklanıyorlar, besbelli muzırlık yapıyorlar, kikirdeyip duruyorlar. Bir “an” süresince de olsa bir ferahlık duyuyorum kıza bakarken. Sonra bir şeyler oluyor, çocuklar paniğe kapılıyor. Başımı indirdiğimde 20 yaşlarında genç bir adam görüyorum. Elinde bir kağıt parçası ile apartmana bakıp anlamaya çalışıyor kimin attığını. Kalbimdeki ferahlık tamamen yok oluyor. Bundan sonra olacak her ne ise, o kız çocuğunu büyüteceğini hissediyorum en derinimde, alev parlıyor, zorla da olsa kalkıp uzaklaşıyorum.

Yürüyorum. O kadar çok yürüyorum ki kısa bir an için bilincimi yitirdiğimi sanıyorum. Kendime geldiğimde bambaşka bir şehirde, yemyeşil bir kampüsteyim. Yolumu kaybederek dolaşırken genç bir kadınla karşılaşıyorum. Meraklı, o da bir şeyler arıyor besbelli. Gözümün içine bakıyor, aradığı şey bende olabilir mi diye baktığını anlıyorum. Yollarda arıyor, kitaplarda arıyor, en çok insanlarda arıyor. Bulamadıkça pes etmiyorsa da hep yanlış yollara sapıyor, hep yanlış kitapları okuyor, hep yanlış insanlara dokunuyor. ‘Pes ettim, gidiyorum’ diyor, tutuyorlar. ‘Azmettim, devam ediyorum’ diyor, tutuyorlar. Kendi tutamağını bulmak için çırpınıyor. Ne kadar kalabalık ve ne kadar yalnız diye düşünüyorum. Elini tutmak istiyorum. Elini tutup kalbine koymak, tutamak arıyorsan burada, hatırla demek… Ama konuşamıyorum. İlk kez giderken hep geriye dönüp bakıyorum. Bu kıza karşı içten bir sevgi hissediyorum. Yalnızlığını, arayışını, manayı bulduğunu görmek isterdim, diye düşünerek devam ediyorum yürümeye.

Yürüyemiyorum. Artık mecalim kalmadı. Ev sandığım yerdeyim. Evde biri var, mutfaktan sesler geliyor. Geniş antreden geçip yatağıma dönmek istiyorum artık. Uyumak istiyorum, çok uzun süre uyumak. Sol tarafta uzanan koridora giriyorum, sağdaki ilk odadan gelen seslere doğru başımı çevirdiğim an içimdeki ateş kavuruyor beni, ben artık ateş oluyorum. Gözlerim görünüyor bir tek, çünkü ben de artık tek bir şey görüyorum: Gözümü açtığım evde gördüğüm çocuk bu odadan çaresizce, o ilk bakışın aynısıyla bana bakıyor. Aklımı tamamen kaybettim artık, odama doğru koşuyorum ve gördüğü son şey yatağa uzanmış bedeni olan gözlerimi sonsuza dek kapatıyorum.

Yorum bırakın