En Derin Korkuyla Yüzleşmek

“Tüm manasıyla insan olmak için belki biraz acı çekmemiz gerekiyordur- ölümlülüğümüzün, kaçınılmaz sınırlarımız ve başarısızlıklarımızın ve bizzat varoluşla ilgili bütün o gizemin bilincinde olmaktan ileri gelen bir türde bir acı.” Daniel Martin Klein

Acı, bilimin olduğu kadar felsefenin de temel sorunlarından biri. ‘Acı nedir? Acıdan kaçınma yolları nelerdir? Acıyla baş etmek için hangi yöntemler etkilidir?’ gibi sorular acının kendisi ile deneyimleyen arasında nasıl bir bağlantı kurduğumuzu gösteren temel sorular. Bilimsel olarak acı, her ne kadar kaçınılması ve yok edilmesi gereken bir olgu olarak kabul edilse de, varlığı neyin tedavi edileceğinin ilk işareti olduğu ve tedaviyi hızlandırdığı için değer görüyor. Örneğin dişimizde artan bir enfeksiyonun tedavi edilebilmesi için en temel gösterge çoğunlukla o bölgede duyduğumuz bir acı oluyor. Acıyı duyuyor, doktora gidiyor, enfeksiyonu ortadan kaldırmak için tedavi oluyoruz ve voila! acı da yok oluyor.

Bilim açısından büyük kıymeti haiz acının ruhumuz açısından anlamı ne peki? Fiziksel acı ve ruhsal acıyı aynı kefeye koyup fiziksel acıdan kaçınmak için aldığımız önlemleri ruhsal acılar için de geçerli sanıyor olabilir miyiz?

Gabor Maté bağımlılıkla ilgili bir videosunda, tüm bağımlılıklarımızın arkasında bir acı yattığını söylüyor. “Bağımlılık çalıştığımda ilk sorum ‘Neden bağımlılık?’ değil ‘Neden acı? olur.” diyor. Acısını bulan/ kabul eden ve yaşayan insan iyileşir, diye de ekliyor. Yani acıdan kurtulmak için bir antibiyotik gibi bağımlılıklara sarılıyoruz. İnternet, sigara, madde, güç… Acıdan kurtulmak için bağlandığımız her şey zamanla daha büyük sorun haline geliyor. Hatta bir bağımlılıktan kurtulmamız başka bir bağımlılık kazanmamıza bağlı oluyor bazen. Kabul edemediğimiz, yaşayamadığımız acılar bize hep yeni acılar getiriyor.

Acıdan kaçınma davranışı her zaman spesifik bir anı, olay ya da kişiyle ilgili olmayabilir. Şahsi fikrim, acı çekme korkusunun tüm acılardan daha etkili olduğu yönünde. Varlığının bu evrene hediye olduğunu düşündüğüm birinin bana kök inançları ve en derin korkuları bulmak için tavsiye ettiği bir pratik sayesinde en derin korkumun acı çekme korkusu olduğunu keşfetmiştim. Acı çekme korkumun arkasındaki gerçeği ararken de birçok soruyla karşılaştım:

Acı çekme korkusu bilinçdışı dünyaya yapılacak keşiflere karşı duyduğumuz korku olabilir mi? Acılardan kaçmak yerine onları kabul edip ellerini tuttuğumuzda kaçmaya çalışırken dönüp bakamadığımız, fark edemediğimiz bambaşka gerçekliklerle göz göze gelmekten mi korkuyoruz? Varlık şatomuzdaki kilitli kapıları görmezden gelmenin, ruhun en derinlerine kök salan, yok etmenin, silmenin imkansız olduğu, bastırıldığı zaman ortaya çıkmanın muhakkak başka bir yolunu bulan gerçek benliğimizin ortaya çıkmasından kaçınmanın en kolay yolu bu mu acaba? Bunun arkasında Jung’un dediği gibi ruhu hor görmek ve psikolojik aydınlanmaya direnmek olabilir mi?

Sakladığımız acıları o en gizli yerden çıkarıp kabul ettiğimizde, geçmişten getirdiğimiz ya da şu an deneyimlediğimiz acılara gözlerimizi kaçırmadan baktığımızda, çok ağladığımızda, çok kızdığımızda belki ya da yakıp yıktığımızda ama ne olursa olsun inkar etmediğimizde özgürleşeceğimize inancım sonsuz. Çünkü hayatta farkındalıkla yaşanan hiçbir acının, acı çekme korkusunu taşırken manayı kaçırıyor olmak kadar ağır olduğuna inanmıyorum.

Yorum bırakın