“Eğer sen bir kardeşinde bir kusur görürsen, bilmelisin ki o kusur sende de vardır. İnsan insanın aynasıdır, sen onda kendini görürsün.” Hz. Mevlâna
Çok hayran olduğun, tanıdığın her haliyle sevdiğin insanlar var mı? Onlara her şey yakışır sanki, ne söyleseler, ne giyseler, ne yapsalar… En büyük hatalar bile onlar yaparsa epik bir hikayeye dönüşür gibi hisseder misin?
Peki ya geri kalan herkes? Acilen değiştirilmesi, dönüştürülmesi gereken birer vaka mı sence? Zihnin o güne kadar kurduğu tüm bağlantıları devreye sokup hızlı bir test kiti gibi “hasta”nın tanısını koyar mı? Üstelik bir de reçeteler yazar mısın bazen merhametle, bazen öfkeyle ama çoğunlukla kibirle?
Sahi çok inandığın şeylere muhalefet edildiğinde ne düşünürsün? Bir insanın bu kadar akıldışı konuşamayacağına, acilen eğitilmesi gerektiğine emin olur musun?
Peki, akşam haberlerinde ya da sosyal medyada onaylamadığın siyasi, toplumsal ya da bireysel olayları gördüğünde gözlerini devirerek söylediğin ‘bu insanlar iflah olmaz’ ya da ‘bu toplum adam olmaz’ gibi kalıp cümlelerin var mı?
Birisi seninle dertleştiğinde ya da başından geçen bir olayı anlattığında kendini kontrol etmekte zorlanır mısın bir şey söylememek, sadece aktif bir dinleyici olabilmek için? Karşında duran insana acilen bir tavsiye vermen gerekiyor gibi mi hissedersin?
Bu soruların tümüne cevabın benim gibi “evet” ise benim de yeni keşfettiğim çok muhteşem bir haberim var sana: Çok şanslısın! Çünkü varlık şatondaki kilitli odaların anahtarını ellerinde tutuyorsun sen. Nasıl büyük bir hediyeyle kutsandığını biliyor musun?
Kişiler bizim aynamızdır. Onlarda olduğunu vehmettiğimiz her bir veçhe aslında bizim, bize ait. Yazdığımız o reçeteler aslında bizim bir derdimize derman.
Son zamanlarda yeni bir alışkanlık edindim. Ne zaman birine tavsiye verdiğimi ya da birini yargıladığımı fark etsem sorarım kendime: Hangi yarana merhem bu söylediklerin, bu hislerin? Sonra dönerim içime, kendimi bir odanın kapısının önünde bulurum. O tavsiye ya da o yargılayıcı tavır açtırır bana odanın kapısını. Bazen en merhamet duyulası, bazen en öfkelenilesi, bazen de en kibirli gölgemle karşılaştırır beni. Ben olduğuna, benden olduğuna inanmadığım o gölge ayağıma yapışır. Oda karanlık, ben kapı ağzındayım. Işık arkamda, gölgem uzun uzadıya karşımda, benden büyük. Bazen acıyla, bazen hüzünle, bazen ölümüne korkarak girince odaya, bir ziya doldurur sanki odayı, gölge uzaklardan koşar gibi gelir bana, vuslata ermiş bir sevgili gibi parmak uçlarımdan dolar bedenime, yok olur, benden olan bana döner, ben olur.
Ve benim şatomda, “benim” diyebileceğim pırıl pırıl bir odam daha olur.
Dışarıda kimse yoksa icimde kimler var?kaç evren sığar bir evrenin içine ……çivili tahtlar,koşturan süvariler….❤
BeğenLiked by 1 kişi