“Yazmasam deli olacaktım.” Sait Faik.
‘Bir sabah uyandım ve…’ ile başlayan bir cümle kurmak isterdim ama uzun süredir anlam arayışında olan ruhuma haksızlık olur sanıyorum. Birçoğumuzun hemen her gün (benim de kendimi bildim bileli) deneyimlediği o yürek ağrısının, iç sıkıntısının, bir yere/bir kimseye ait olamamanın, hep olmadığın kişi olmayı arzulamanın, hep olmadığın yerde olmak istemenin, ‘bir gün bir şey olacak ve hayatım bambaşka olacak, neden burada olduğumu anlayacağım’ sanmanın ve en nihayetinde tüm bunların asla gerçekleşmeyeceğini fark etmenin acısıyla çıktım bu yola. Sürekli aradığım ve besbelli hiçbir zaman da bulamayacağım o yardım elinin neden beni bulmadığını sordum, durdum. Ta ki yıllardır bir alışkanlık gibi başkalarını suçlamanın aslında sadece bir kaçış olduğunu, kaçtığım şeyin de kendi gölgelerim olduğunu anlayana kadar.
Bir gün okuduğum bir kitabın sayfaları arasında bir alegoriye rastladım. İnsan diyordu, doğduğunda binlerce odası olan bir şatoya sahiptir. Bir çocukken korkusuzca, yargısızca dolaşırız o odalarda. Büyüdükçe aile, toplum, eğitim sistemi, hatta kendimiz şevkle gezdiğimiz o odalardan rahatsız olmaya başlar ve teker teker kilitleriz tüm kapıları. Bir yetişkin olduğumuzda elimizde iki odalı virane bir mesken kalır. Sonra da çaresizce elde kalan bu viraneyi yenilemeye, tamir etmeye, yaşanılabilir, içinde mutlu olunabilir bir yer haline getirmeye çalışırız. Bir şatoya doğmuş ve bu hazin sona uğramış kimse yoktur ki ruhunda derin yaralar açılmasın, doldurulamayan bir boşluk içinde salınıp durmasın. İşte bu noktada tanıdım Carl Gustav Jung’u. Analitik psikolojinin de kurucusu olan Jung der ki, o odalarda sizin gölgeleriniz var. Birinde yalancılığınız vardı mesela, yasaklandı yalan söylemeniz kilitlediniz. Bir diğerinde korkaklığınız vardı belki, cesur olmak zorunda olduğunuza ikna edilip korkak gölgenizden utandırıldınız ve kapattınız kapıları yüzüne. Hassaslığınız, dürtüselliğiniz, öfkeniz, yönelimleriniz, kibriniz, hırsınız, küstahlığınız… Aklınıza gelebilecek her türlü gölgeden kurtulduğunuzu zannederken, elinizdeki ihtişamlı ışıl ışıl şatodan olduğunuzu fark etmediniz. Şimdi mutluluğu arayıp duruyorsunuz. C.G. Jung sorunun ne olduğunu göstermekle kalmıyor, kurtuluşun yol haritasını da işaret ediyor. Korkmayın, diyor. Korkmadan açın tüm kapıları. İçeriye hapsettiğiniz her şey aslında sizsiniz. Ancak kendi gölgesiyle korkusuzca yüzleşen ve onu kabul eden insan görebilir kendi ışığını.
İşte buradan başladı bu garip seyyahın yolculuğu. Kendi kilitli odalarımın kapılarını açıp pinhan olmuş her gölgemle yüzleşip varlık şatomu keşfederken ne varsa paylaşmak istedim sizlerle. İyi ki geldiniz, iyi ki geldim.
İNSAN kendi karalnlık yanlarına kollarını açıp sıcacık sarıldığinda, hepsi benim dediği yerde ,muhteşem bir şölen başlar! …yüreğine sağlik❤
BeğenLiked by 1 kişi